Askerlik Kore’de
Robert Koleji’nden mezun olan Vural
Görener, daha sonra Hukuk Fakültesine girmiş ancak devam etmemiş sonraları.
Askerliğini de Kore’de mütercim yedek subay olarak yaptıktan sonra 1955 yılında
Bandırma’ya yerleşen Görener’ler burada da ayçiçek yağı üretmek için aile
şirketlerini kuruyorlar. O yıllarda henüz Türkiye’de karma yem yok. Daha sonra
devletin kurduğu bir yem fabrikasına ayçiçek küspesi satmaya başlıyorlar. 1967’de kurulan Ali Haydar Görener ve
Ortakları şirketi ile yem sektörüne girmeye karar veriyorlar. Baba Ali Haydar
Görener o yıl vefat ediyor.
Yem Fabrikasının Kuruluş Kararı:
Yem fabrikasının kuruluşunun da
enteresan bir hikayesi var aslında, ayçiçek küspesi sattıkları yem fabrikası,
sipariş veriyor ve Ali Haydar Görener ve Ortakları şirketi bu siparişi temin
edip Bandırma’ya getirene dek bu arada ayçiçek küspesinin fiyatları düşüyor yem
fabrikası da bu nedenle daha önce verdikleri siparişi almak istemiyor. Vural
Görener o anda yem fabrikası kurmaya karar veriyor. Bazen hayatımda ‘inatçı’
olmanın faydalarını gördüm diyor Vural Bey, inandığı konularda vazgeçmeden
‘inat etmek’ bana fayda olarak geri döndü diyor.
Yem Fabrikası Nasıl Kuruluyor:
Kararı veren Vural Görener, nasıl
bir yem fabrikası kurarım araştırmasına girerken bize lise dönemindeki bir
anısını anlatmadan geçemiyor. Çünkü bu anı Sayın Görener’in hayat felsefesi
oluşturmasında hayli etkili olmuş. Bir Lise hocasının ders sınavlarında yaptığı
bir tavsiye böylesine önemli konuların altında yatıyor. Doktor Silly, Psikoloji
Hocasının tavsiyesi şudur; “Sınavlarda atmayın, bilmiyorsanız da -Bilmediğimi
biliyorum-” yazın ben sizi geçireceğim” diyor hoca. Socrates’ın bir sözü
olmasına rağmen öğrencilere aslında hiç de inandırıcı gelmiyor… Fakat O hocanın
bir sonraki sınavında öğrenciler aynen şunu yazıyor “I know that I don’t know’
‘Bilmediğimi Biliyorum’ ve bunu yazanlar geçerli not alıyorlar. Öğrenciler
şaşkınlık içinde ancak bu olayı bir sonraki sınavda da devam ettiriyorlar ve ‘I
know that I don’t know’ yazarak geçerli notlar alıyorlar fakat bundan sonra
utanıp derslerine çalışmaya ve öğrenmeye başlıyorlar… Vural Görener diyor ki, bu nedenle ‘bilmeye ve danışmaya özen
gösteriyorum halen” bilmediğimi fark edip, danışıyorum öğreniyorum diyor.
Yem fabrikasının kurulması
konusunda da ‘bilmediğini fark eden’ Vural Görener, araştırmaya başlıyor…
O dönemde Sayın Hüseyin Bor (Şeker
Piliç’in kurucuları Ali ve Osman Bor Beylerin rahmetli babaları) tavukçulukla
uğraşıp, yem alıyor. Vural Görener, Hüseyin Bor’un aldığı yem çuvallarındaki
etiketi görüyor ve bir etiket alıyor, etiketin ciddiyeti de dikkatini çekerek
güven veriyor. Ve burayla yazışmaya başlıyor. Firma ABIC, Sıtkı Koçman ve
Selehattin Göktuğ tarafından yönetiliyor.
Yem Fabrikası 400 bin TL’e kuruluyor.
Yazışmalar devam ediyor ve Sıtkı
Koçman ve Selehattin Göktuğ’dan teknik bilgiler isteyen Vural Görener’e bir
teklif yapılıyor. Gel birlikte kuralım diyorlar. Ve %50-50 ortak olmaya karar
veriyorlar. Bandırma Vitaminli Yem Sanayi böylece 1967 yılında kurulmuş oluyor.
Sermaye 400 bin TL. O zaman bu para
ile 3-4 kamyon yem alınabilirdi diyor Vural Görener. 1967-72 yılları arasında
eski küspe deposunda biraz ilkel şartlarla üretim yapmaya başlıyor.1972’de
Bandırma Vitaminli Yem Sanayi’nin ilk arazisi
1 milyon TL’e alınıyor. 1974 yılında fabrika kurulmuş oluyor.
Yem fabrikasının kuruluşunda da,
“Bilmediğimi biliyorum” diyen Vural Görener, kim bir yem fabrikası kurar diye
araştırmaya başlıyor. 1974 yılında Türkiye’de ilk dikey yem fabrikası Türk
işçiliği ve İsrail desteği ile kuruluyor. Dikey yem fabrikası böylece
Türkiye’de bir norm olarak kalıyor.
Yem fabrikasının kuruluşu için
Eskişehir’e giden Vural Görener orada Gökalp Bey ve ortağı Rıdvan Kavruk ile
görüşüyor. Bir atölyeleri var ama o dönemlerde ayrılmaya karar vermişler.
Rahmetli Rıdvan Kavruk Bey (Bugünkü
Yemmak firmasının sahibi, sadece yurt içinde değil uluslar arası çalışarak yem
fabrikaları kuruyor), Rıdvan Bey, Bandırma’ya geliyor ve yem fabrikası kurulumu
hakkında staj yapmak için İsrail’e gidiyor. Dönüşünde de Bandırma Vitaminli Yem
Sanayini kuruyor. O döneme kadar yatay olarak yapılan karıştırıcılar ilk kez
dikey olarak kuruluyor.
Dökme Yeme Geçişe Hazırlanıyor
Bu arada, Vural Görener Bey’in
unutamadığı isimlerden biri de 1972’de fabrika kurması için Sofya’lı Joseph Ben
Joseph adlı İsrail’li Amerikan Koleji mezunu bir mühendis.. Joseph Ben Joseph
ile tanışıyor ve dökme yem kamyonu projelerini veriyor.
Bu planlarla İzmir’e giden Görener,
burada bu planları uygulayabilecek yerler arıyor ve dökme çimento yapan
atölyeleri buluyor. Dökme yem kamyonları yapılıyor ama kamyon yapmakla iş
bitmiyor bir de siloların yapılması gerekiyor. Yaklaşık 15 silo yaptırılıyor ve
Bandırma’ya getiriliyor. Bu sefer bir başka sorun çıkıyor. Tavukçular bu
sistemi önceleri benimsemiyor ve 2 yıl silolar öylece bekliyor.
Oysa sisteme çok inanan Vural
Görener ‘bir kez daha inat ettim’ diyor. İki yıl, tavukçularla görüşmeye devam
eden Görener, inadımın faydasını burada da gördüm sonunda Edincik’te bir
tavukçu olan Cemil Batu sisteme razı oluyor, helezonlar konuluyor ve sistem tam
olarak çalışmaya başladıktan sonra bu sistemi gören tavukçular da dökme yem
sistemine geçiyor. Burada ‘ısrar’ın
altını bir kez daha çizen Görener “Hangi iş olursa olsun ‘ısrar’ gerektiriyor”
diyor.
1980 başında pelet yeme geçmek istiyor
1970’li yıllarda dökme yem iyice
oturuyor ama Vural Görener artık pelet yem yapmak
istiyor.
Bu nedenle makineler oluşturuluyor
ama maalesef sonuç alınamıyor. Amerika’ya ve Hollanda’ya gidiyor. Sıtkı Koçman
bu arada Bursa’da yem fabrikasını kuruyor. Hollanda’da fuarda Schultz adında
pelet yem makineleri satan biriyle tanışıyor ve makineler satın alınıyor ama
ithalatla ilgili prosedür sorunları yaşanıyor. Ecevit hükümetinin olduğu
dönemlerde döviz piyasada yok. Sistem Alman işçileri üzerinden ithalat yapmaya
geçiş veriyor. 12 Eylül ihtilalinden bir gün önce makineler Bandırma’ya gelmiş
oluyor. 11 Eylül 1980 tarihinde. Bu makineler ile üretim yapılmaya başlanıyor
ve 1980’li yıllarda en ciddi kanatlı yemi üreten ve satan firma oluyor. Bu
pelet preslerinin hala tıkır tıkır çalıştığını da belirtmeden geçemiyor.
Yemcilikten tavukçuluğa geçiş
Yem satışları kaliteli ve iyi
gidiyor ancak her zaman sattığınızın bedelini alamıyorsunuz uzun süre yem konusunda
uğraşan ve tavukçuluk yapmayan Görener ailesi’nin tavukçuluğa geçişi de
tahsilatını yapamadığı bir kümesin işletmesini devir alması ile başlıyor. Tatlıcı Selim Bey diye tanınan bir yem
müşterisi kafes tavukçuluğu yapıyordu. Selim Bey vefat edince oğlu tavukçulukla
ilgilenmedi ve borç oluştu. Kümesler borç karşılığı Vural Bey’lere kaldı. O
dönemde yarka tutuluyor ve “Yarkacılık yaparız” diyerek tavukçuluğa başlanıyor,
ancak “civcivi alıyorsunuz en az 5 ay bakmak lazım, bu arada piyasadaki olumsuz
gelişmeler nedeniyle fiyatlar düştü ve zarar ettik” diye anlatan Vural Görener,
broiler yetiştirmeye karar veriyor.
Broilere Geçiş
Tavukçuluğa geçiş, yarkacılıkta
zararla kapanınca, var olan kümeslerin 5’inde broiler yapmaya karar veriliyor.
İstanbul’da piliç satışını gerçekleştiren Pınar Tavuk (Erol Okta ve Avni
Nebioğlu), broiler yetiştirin biz satarız diyorlar. Böylece broiler yetiştirme
işi başlıyor ve Banvit’in ilk temelleri o dönemde aslında 5 kümeste
yetiştirilen broiler ile atılmış oluyor.
Piyasadaki duruma göre sıkıntılar
yaşanıyor, piyasa iyi ise Pınar Tavukçuluk ödemeleri yapıyor, ama piyasa kötü
ise hayvanlar büyüyor ve Pınar Tavukçuluk bunları almak istemiyor… Vural
Görener, bu aşamada “bu işi yapacaksan ya doğru dürüst yapacaksın ya da
bırakacaksın” diyor ve o zaman “sonuna kadar” yapmaya karar veriyor.
Likit yumurta üretiliyor
Bu arada 1970’li yıllarda
Hollanda’da likit yumurta yapıldığını görüyor. Edincik Bandırma yumurtacı dolu.
Yumtaş adında yarı halka açık bir şirket kurarak Türkiye’ye ilk yumurta tasnif
makinesini getiriyor. Hollanda’lılar geliyor işi öğretiyorlar ancak satış
yönünde zorluklar yaşanıyor. Markalı satış yapmak isteniyor ama şimdi bile bir
çok tavukçunun kayıtsız çalıştığı bir dönemde o zaman hiç kayıtlı tavukçu yok.
Satış yapıyoruz fatura istemiyorlar böyle olunca şirketi kapattık. Erdek’teki
bina ve tasnif makinesi elimizde kaldı. Fakat o dönemde hükümet Irak ile
anlaşma yaptı ve Çukurova şirketi Irak’a yumurta ihracatı başlattı. İhracat
içinse tasnifli yumurta gerekiyor ve bir tek bizde tasnif makinesi var.
İzmir’den akın akın yumurta kamyonları buraya geldi ve burada tasniflenip
boxlanıp ihracata gitti. (Ekim 1981)
Tasnif makinesinin parasıyla kesimhane kuruluyor
İhracat ta bitince tasnif makinesi İzmir’de Narita adlı bir firmaya
satılıyor ve bu parayla Erdek’teki binaya zincirli konveyörlü kesimhane
kuruluyor. İlk tavuk tüy yolma makinesi iptidai olarak kuruluyor, Vural Bey’in
eşi Gülgün Hanım birkaç kadınla işi yürütmeye başlıyor..
O dönemde 750 adet kesim yapan
şirket bugün saatte 16.000 adet kesiyor.
“Bilmediğimi Biliyorum” felsefesi
bu dönemde de kendisini gösteriyor. Vural Görener, kesimhane konusunda
araştırmaya ve bilgilenmeye başlıyor, yani hiçbir iş hayatında sınavda bir kez
yaptığı gibi “bilmediğimi biliyorum” o kadar demiyor, araştırıyor, öğreniyor ve
bilgileniyor.
Bu amaçla, kesim yapılan yerleri
görmek amacıyla Zafer Bey ve Erdev Bey ziyaretlere gidiyor, ve ziyarete
gidenler şunu söylüyor “neredeyse artık tavuk yemeyeceğim” çünkü hijyen yok,
kalite yok, araştırmanın boyutları genişlemeye başlıyor.
1984 ilkbaharında zincirli konveyör dönmeye başlıyor
Vural Görener’in hayatında
isimlerini unutamadığı isimlerden biri bu arada hayatına giriyor. Bu kişi Alman
Dr. Scholtisek. Tavukçuluk uzmanı olan
Dr. Scholtisek daha önce tanışmış olduğu Vural Görener’e bir kitabını hediye
etmiş. Vural Bey, kitabı kütüphanesinde buluyor. Alman Lisesinde okuduğu içinde
Almancası çok iyi. Kitap bir derya aslında bu konuda. Damızlıktan kesime,
ambalajından pazarlanmasına kadar her şeyi anlatıyor. Bu kitabı okuduktan sonra
Vural Bey’in kafasında her şey oluşuyor. İlk poşetli piliç satışını başlatmak
istiyor. Pilicin kesiminde 40 derece olan vücut sıcaklığını sıfır dereceye
düşürmeden poşetlenirse bakteri ürüyor. Dr. Scholtisek bunu da açıkça yazmış
kitabında soğutma yapılmadan poşetlenmeyeceğini belirtmiş. 1984 ilkbaharında
zincirli konveyörü çalıştırmaya başlıyor.
Taklit etseydim yanlış yapardım
Hijyen konusunda yanlış adım
atmamamızı Dr. Scholtisec sağladı. Kitaptaki bilgileri madde madde uyarladım
şayet burada yapılanları taklit etseydim yanlış yapardım diyor Vural Görener.
Bir kez daha inançla yapılan ve taklitle değil kendince yapılan işlerin
başarısını kanıtlamış oluyor.
Lades TV reklamları Banvit’e yarıyor
1984’ten sonra üretimimiz artmaya
başladı. Üretimin artması ile de satışta problemler yaşanmaya başladı. Bu arada
Danimarka’lılar Oyak ile birlikte Kaynarca’da Entaş’ı kurdular. Lades markası
ile üretime başladılar. Ancak yem fabrikaları yok, sonunda Vural Bey’e
geliyorlar ve programlarını vererek yem ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Bu anlaşma
şirketi rahatlatıyor. Piliç satışında problemlerde artmaya başladığı dönemde,
Lades piliç reklamları televizyonlarda dönüyor ve piliç satışlarına talep
sürekli artıyor ancak Lades, bu satışları üretimi yeterli gelmediğinden
karşılayamıyor, piyasada Lades dışında tek marka var o da Banvit, markalı piliç
almak isteyenler Lades bulamayınca Banvit alıyorlar. O dönemdeki satış
problemimizde böylece ortadan kalkmış oldu diyor Vural Görener.
Unutulmayan bir başka isim: Jess Merkle
Vural Görener Bey’in yaşamı boyunca
unutamadığı isimler var. Hepimizinde hayatında önemli ve unutulmayan isimler
vardır. Yaşantımıza kendileri de farkında olmadan bir mihenk taşı gibi girerler
ve yaşantımıza yön verirler. Jess Merkle’da Vural Görener için bu isimlerden
biri.
Amerikalılar 1980’li yıllarda
Türkiye’ye soya satmak istiyor, Dünya Bankası kanalıyla Türkiye’ye görevli
birini gönderiyorlar. Köy-Tür pek ilgilenmiyor. Istanbul’da Sıtkı Bey ile
tanıştırıyorlar, fakat o da pek istekli davranmıyor. Vural Bey tesadüfen bu
Amerikalı ile İstanbul’dan İnegöl’e birlikte yolculuk yapıyor. Arkadaş
oluyorlar, yeni yıl kartı yolluyorlar birbirlerine. 1984 yılında
zincirli kesim başladığında, Vural Bey’in aklına bu Amerikalı geliyor ve ona
kesim işine başladığını kendisine yardımcı olabilir mi diye yazışıyor ve 5-6
gün içinde cevap alıyor. Amerikalı emekli olduğunu Retired Executive
Derneği’nde çalıştığını, derneğe yardım yaparsanız Türkiye’ye yardımcı olmak
için gelebileceğini belirtiyor. Vural Bey parayı derneğe gönderiyor ve Jess
Merkle Türkiye’ye geliyor.
Amerikalı 3 sene arka arkaya her
yaz Bandırma’ya geliyor, kesim işinin inceliğini anlatıyor. Sistemi
anlatıyor, pilicin boynunun nereden
kesileceğinden her türlü detayları veriyor, 3 yıl boyunca kümes kümes, dükkan
dükkan dolaşıyor. Aslında bu Amerikalı son derece zengin bir iş adamı ve
Country Pride adlı bir broiler entegrasyonunun da kurucusu. Şirketini 34 milyon
USD’a 1980’lerde satarak danışmanlık yapmaya başlıyor. Modern Banvit’in kuruluşunda önemli bir rol
alıyor. Vural Görener, böylece Banvit Amerikan sistemini aldı ve bu şekilde de
devam ediyor. Gess Merkle’dan çok şey öğrendik ama her şeyden önce “terbiyeyi”
öğrendik diyor.
İleri işleme geçerken de, logo
değiştirme sürecinde de endüstriyel gelişimde de Amerikanın etkisinde
kaldıklarını belirtmeden geçemeyen Vural Görener bu arada eşi Gülgün Hanım’a
takılarak “Erdek’teki kesimhanedenin kapasitesini süratle doldurduk, eski
kesimhanede su yeterince bulamıyorduk, o zamanlar JohnsonDiversey yok,
GülgünDiversey var, İstanbul’dan arap sabunu getirdik..” dedi.
1991 yazında Banvit yeni kesimhanede kesime başlıyor..
İleri İşlem..
Gıdanın önemi giderek daha da
artıyor. Bir gıda şirketinin de tavanı yok. Et üzerinde yoğunlaşarak bir tesis
yapmaya karar verdik. Türkiye’deki bütün piliç şirketlerinde ileri işleme var.
Bizimki her türlü et ürünlerinin tümünü
pişmişini, fermentesini, şekil vermesine kadar dizayn ettirdik ve bunu hayata geçirdik
ve bu şekilde ilerlemeye devam ediyoruz, şu an ciromuzun %25’ni ileri işlem
ürünlerinden yapmaktayız diyen Vural Görener, İleri İşlem fabrikasını kurma
döneminde IFC (International Finance Coorparetion)’dan uzun vadeli kredi
aldıklarını ancak ödeme planı içerisinde 2001 develüasyonunu yaşadıklarını da
belirtiyor.
Banvit, Beyaz Etten Kırmızı Ete bir Gıda Şirketi Hedefinde
İlerliyor
“Bütün adımlarımızı Banvit Gıda
şirketi hedefinde atmaya gayret ediyoruz, hindi de kırmızı ette bunun bir
parçası…İstediğimiz kalitede kırmızı et bulmakta zorluk çekiyoruz.
Bu noktada kırmızı ette
gündemimizdedir.. “100 ton/ay gibi
İleri İşlem fabrikasında kullanıyoruz, istediğimiz kalitede kırmızı eti
bulmakta güçlük çekiyoruz. Gıda hijyeni her geçen gün daha önem kazandığı için,
örnek olarak da biz kendimize batı kurumlarını örnek aldığımız için yaptığımız
ürünlerin hepsinde izlenebilir olmak istiyoruz, insanlar haklı olarak gıdaya
karşı titiz davranıyor, ben bu eti yedim, bu et nerede üretilmiş, hangi
hayvandan üretilmişe kadar geçmişini bilmek istiyor. Mc Donalds üretim
çiftliğinden hayvan alıyoruz ve Tanet’e kestirip fabrikamıza getiriyoruz.
Üretimle ilgili diğer işlerimizde gibi “expert advice” alıyoruz. Bu seninin
sonuna doğru kırmızı ette neler yapacağımız ortaya çıkar. Et bazlı gıda şirketi
olmanın bir halkası.
Check-up
Banvit olarak sahadaki bütün
hayvanlarımızın sağlığından eminiz.. Ben ve Gülgün Hanım şimdiye kadar ilk kez
geçen hafta bir check-up yaptırmamıza rağmen hayvanlarımızın check-up’ı her
zaman yapılmaktadır. Ciddi bir saha servis sistemimiz var, canlı faaliyetler
bölümümüz üretimden tamamen bağımsız hareket etmektedirler. Ellerinde bilgisayarları ile her gün günlük
veriler girilerek tüm hastalık, ölüm oranları vb. bilgiler takip edilir.
Ölümlerin nedenleri çok detaylı incelenmektedir diyerek canlı faaliyetlerin
Banvit bünyesindeki önemi vurgulanıyor.
Beyaz Et sektöründe durum
Beyaz et sektöründeki inişler
çıkışlar, toplantılar, alınan kararlar ve uygulamalar hakkındaki düşüncelerini
sorduğumuzda Vural Görener’in bakış açısının çok net olduğunu görüyoruz. “Her
şeyin başı açık olmaktan geçiyor… Tavukçuluk sektörü kuruluşundan beri kapalı
bir sektördür. Açık değildir. Kol kırılır yen içinde kalır tarzındadır.
Bilhassa hastalıklar gizlenir.. Kuluçkalarda hastalık vardır, hastalığı
yayarlar, olay böyle olunca bu gizliliğe alıştıkları için, bu üretimlerine ve
diğer aktivitelerine de yansımaktadır. Tabi bazı şeyler, kararlar ekonomik
nedenlerle yapılmaktadır. Her şirket kendi yöntemlerini takip ediyor ve bunu
uzun süre gizli tutuyor, halbuki açık olunsa ve esas gaye “bu ülkede insanların
daha fazla piliç eti tüketmesi” olması ise, daha fazla açık adamlarla sektör
esas hedef daha rahat ulaşır. Kısacası, her konuda firmaların işbirliği
yapmasının büyük faydası vardır. FeedStaff adlı bir Amerikan dergisi var, bu
dergide Amerika’dan eyalet eyalet o hafta ne kadar kuluçkaya yumurta basıldığı
bilgileri veriliyor. Bildirmeyen eyalette var, ama Georgia, Arkansas gibi
tavukçuluğun önde yapıldığı eyaletler bu bilgileri veriyor. Orada açıklık yine
kendilerine yararlar sağlamaktadır.
Antibiyotik ve hormon
Hormon konusu her ne kadar bizi
sorarken bile rahatsız ettiyse yinede sormadan edemedik. Bu yazıyı okuyan medya
mensuplarına bilgi olsun diye ve Vural Görener’de aynen şunları söyledi: “Ben
hormon konusunda bir bilgiye sahip değilim, hele bu sektörde buna hiç
rastlamadım. Antibiyotik kullanımı konusunda ise Avrupa Birliği’nin izin
verdiği normlarda kullanımı söz konusu. Devletimiz çok hızlı yasa
çıkarmaktadır, fakat beceremediği bir şey var, yasalarını uygulatmak. Tamam
buna da bir şey demiyorum, mali yönden devlet sıkıntıda olduğu için bu denetimi
yapamayabilir. Eğer sektör kendisi bunu yapmak isterse sektör firmalarının
kendileri yapmaları gerekmektedir. Şimdiki vaziyet “kendini denetleme”
tarzındadır..
AB uzmanları Türkiye’de firmaları
gezdiler, 4 firmanın kesimhanelerinin hijyenik bakımdan AB’ye uygun olduğunu
tespit ettiler. Bu dünyanın neresinde var, bir ülkede 40 tane kesimhane var,
36’sı Türk’lere göre uygun ürün üretiyor, 4’ü ise Almanlara göre üretim
yapmaktadır. Bu mümkün değildir, bir ülkede hijyenik üretim yapan kesimhanelere
devlet ruhsat veriyor, firmalar üretim yapıp aynı mağazalarda ürününü
pazarlayacak fakat yurt dışına satarken biri satabilecek diğeri satamayacak!...
Kayıt dışılık ayrı bir problem, sektörün kalitede de ambalajda da birlik olması
lazım.
Hijyen üzerinde haksız rekabet sözkonusu
Ülkemizdeki her ilin tarım il
müdürlüğü kendi normuna göre, yasaları kendi yorumlamasına göre ruhsat
veriyorlardı. Ben AB normuna göre Migros’ta mal satacağım, AB normuna uymayanda
orada mal satacak, rekabet edecek. Kısacası “hijyen üzerinde haksız rekabet
sözkonusu”. Bu arada sektörde kayıt dışı üretim sözkonusu, bir kısmı da ruhsatı
olupta ürettiğinin bir kısmını faturasız satan firmalar var. Sektörde kalite,
ambalajda birlik olması gerekir. Bazı firmaların devlet otoriterlerinden aşırı
korkaklık yaşıyor.
En büyük problem; mısır
Dünyada mısır 85 USD, Türkiye’de
410 milyon TL… İnanılması çok güç..
Mısır ucuzlamalı ki, piliç fiyatı
ucuzlasın, eğer Amerikalı 85 USD, ülkemizde ise 350 USD çok büyük çarpıklık
var...
Ve sohbetin en güzel yerinde çanlar
feribot saatinin ve dönüş vaktini çalarken üzülerek bu muhteşem sohbetin sonuna
geldik…
Sağolun Vural Görener, bize bu
zamanınızı ayırdığınız için, bu müthiş öykünüzü bizimle ve okuyucularımızla
paylaştığınız için. Tavsiyenizi tutacağım ve sektördeki mihenk taşları ile
röportaj yapmayı sürdüreceğim. Dinlemekte, yazmakta benim için inanılmaz
keyifliydi. İnanıyorum ki okuyucularımız da bu öyküyü keyifle okuyacak ve bir
çoğu da etkilenecektir. Yeni nesilin de bu öyküden alacağı bir çok ders
olduğuna inanıyorum.
Hiçbir şey hazır önümüze gelmiyor,
“Bilmediğimi biliyorum” demek büyük bir erdem bence, her şeyin başlangıcı
yaşama dair… Bizi bilgiye doğru iten büyük
bir güç, vazgeçmeden inandıklarımıza ‘ısrarla’ ve ‘inatla’ sarılmanın başarı
dolu hikayesini bizimle paylaştığınız için sonsuz teşekkürler Sayın Vural
Görener…